Kültür büyük bir nehirdir. Tüm bileşkeleriyle var olan bir nehir. İçinden geçtiği coğrafyanın fiziki koşullarının değişimine katkı sunar ve orada yaşayan canlıların yaşamlarının nesnesi olur.
Yine, her şey ters yüz oldu. İnsan bilinci yine ters köşe. Sistem, iyice beynimizi ele geçirdi. İnsan kendi hikayesinin nesnesi olmaktan çıktı ve egemen sınıfın hikayesinin eklentisi oldu. Düşünemiyoruz artık. Olaylarla kendimize geliyoruz. Acaba gerçekten kendimize geliyor muyuz? Yoksa yine gözlerimizi gındırık* mı bıraktık? Her an kapanmaya hazır. Uyudum uyuyacağım gibi. Uyumadan, mazlum tarafa, ezen tarafa bir bakış atalım ve görelim. Ne olur!
Bireyler, üretim ilişkileri sistemine uygun şekillendi mecburiyetlerden. Tıpkı Zonguldak gibi, Soma gibi, Ermenek gibi, Kozlu gibi, Üzülmez gibi….
Ermenek’teyiz bu sefer.
Bekleyişler, ağıtlar, doğumlar, soğukta yağmurda çamurda lastik ayakkabılarla dolaşan nineler, anneler, çocuklar, dedeler. Ekmek kapısı dedikleri işkence merkezi, yok yok ölüm kapanları önünde bekleyişler devam ediyor. Kameralar önünde ve kameralar arkasında farklı yapılan söyleşiler, ninniler yine aynı.
Yüzlerce cinayete, işkenceye hedef bedenler. Yaşamını sürdürmek için karınlarını doyurmak için yerin 350-500 metre altında. Çalışma koşulları sağlıklı olmayan yerde çalıştıkları halde, yemek yeme hakları elinden alınan mazlum madenciler. ‘İnsan neden yemek yeme ihtiyacı hisseder?’ sorusunu maden sahiblerine sormak istiyorum.
Cevabım: İnsan, elini kolunu ve tüm uzuvlarını hareket ettirmek için yemek yemek ister. İnsanın yaşaması için, enerji alması gerekir. Bu her canlının ihtiyacıdır. Allah tüm canlıları böyle yaratmıştır. İnsanı bir araç olarak görürseniz benzini olmadan hareket etmiyeceğini bilirsiniz. Tıpkı insanlarda böyledir. Yiyecek yani yemek doğal ihtiyacımızdır tüm hareketlerimizin kaynağını sağlar. tüm canlılar yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli enerjiyi sağlamak adına yemek yemek zorundadır.
Herşeye sessizce katlanan, bu mazlum işçileri ezen kötü insanlar, Tanrı’nın tüm canlılara tanıdığı beslenme hakkını, işiyle tehdit ederek nasıl ellerinden alıyorsunuz.
Bir an olsun, alın teriyle çalışan bu insanlarla özdeşleşiniz. Seyretmekten yorulmadınız mı? Film izlerken dahi filmdeki karekterlerin yerine koyarız kendimizi. O karekter gibi hissetmeye başlarız. Onunla sevinir onunla üzülürüz. Duygusal geçişler yaşarız. Oradan oraya savrulurken filmden dersler çıkarırız.
Eğer hala maden işçilerini ve yaşadıklarını anlamıyorsak ve bundan ders çıkarmıyorsak eğer, sistem sorunu var demektir.
Sisteme bel bağlamak, vicdanlara seslenmek, iyi niyetle beklemek, sonucu bilmeden beklemek. Bizler nasıl insanlar olduk?
Bu olayların sık sık olması, binlerce canın yok olması, osmanlıdan beri çalıştırılan bu maden ocakları ne zaman islah edilecek. Emekçilerimizin yaşadığı bir zulümdür. Bu zulümü yaratanların vicdanı olmamıştır ve öyle görünüyor ki olmayacaktır da. Madencilerimiz ve aileleri acılarıyla yaşarken, hesap vermeleri gerekenler bir anda ortadan nasıl da buharlaşıyorlar.
İslam’a göre hayatta yapılabilecek en büyük günah, en büyük suç nedir diye sorsanız birçok kişi “kul hakkı” der. Kur’an’da, “can, mal, namus, inanç, akıl, kişilik, vs” gibi kişinin bireysel hakları güvence altına alınmıştır. Buna göre hiç kimse bir başkasına asla adaletsizlik yapmamalıdır, haksızlık etmemelidir, zarar vermemelidir, zorbalık etmemelidir.
NİSÂ Suresi, 92. Ayette: ‘Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir.’ ifade edilir.
Olaya bir aydın olarak, olaya bir emekçi olarak, olaya dinini tanıyan ve bilen, hak mücadelesinin her zaman yanında olan biri olarak, konuyla özdeşleşerek diyorum ki, “kar” bütünüyle emekten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden birileri ortaya konan ürünün karşılığını tam olarak almadan ölümle yüz yüze çalışırken, birileri de emek harcamadan ürünün karşılığını hak etmeden almaktadır. Tıpkı, Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi.
Tam bu noktadan temellenen çelişik toplum yapısı nasıl düzelecektir?
Cevabım; çalışanlar örgütlenmediği sürece bu sorun düzelmeyecektir. İşçiler, kendi ortak hak ve çıkarlarını korumak, sorunlarını çözmek için ekonomik öğeler taşıyan, devlet, siyasi parti ve iktidar örgütlerinden bağımsız örgütler kurarak yani dürüst çalışan sendikal yapıya sahip olunca ancak bu sorunlardan kurtulacaklardır.
Çalışanlarla işverenler arasındaki güç eşitsizliğini ortadan kaldıran sendikalara sahip olan işyerlerinin böyle sorunları yaşamayacağına inanıyorum.
Karl Marx’ın Londra Highgate Mezarlığı’nda bulunan mezarının mezar taşında şöyle yazar.
“Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!”
Siz ne dersiniz?
Salime Kaman
31.10.2014
Leave a Reply